
İnternet Dolandırıcılığı Suçu Süreç ve Şikayet Dilekçesi
İnternet Dolandırıcılığı Suçu Süreç ve Şikayet Dilekçesi
Dava konusu kuraldageçen “üçüncü fıkradaki usulle” ibaresi bu fıkradaki “diğer iletişim araçlarıile bildirim yapılması” yönünden Anayasa’nın 125. Maddesinin üçüncüfıkrasındaki idari işlemelere karşı açılacak davalarda sürenin yazılım bildirimtarihinden başlayacağına belirten hükmüne aykırılık taşımaktadır. Kural,muhataplarının savunma ve dava haklarını ortadan kaldırma potansiyeli taşıması nedeniylehak arama özgürlüğü ve etkili başvuru yolu hakkıyla bağdaşmamaktadır. Dava konusu (8) numaralı fıkrada da Birlik tarafındanilgili içerik ve yer sağlayıcılar ile erişim sağlayıcıya gönderilen içeriğinçıkarılması ve/veya erişimin engellenmesi kararının gereğinin derhâl, en geçdört saat içinde ilgili içerik ve yer sağlayıcılar ile erişim sağlayıcıtarafından yerine getirileceği öngörülmüştür. Bu itibarla 5651sayılı Kanun’un 8.
Yargı yetkisi devletegemenliğinin bir sonucu olduğu için, bu yönde bir hükmün herhangi bir kanundayer almasına da gerek yoktur. Maddesinde “yargı yetkisinin Türkmilleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılacağı” ifadesi, yargı yetkisininyer yönünden uygulanmasını değil, kimler tarafından uygulanacağınıgöstermektedir. Devlet, egemenlik ve yargı yetkisini esasen cezalandırmakyetkisiyle gösterdiği için yargı yetkisinin yer yönünden sınırları Türk CezaKanunu’nda (TCK) “Genel Hükümler” başlıklı birinci kitapta, “Kanunun UygulamaAlanı” başlıklı ikinci kısımda, 8. Ve devamı maddelerde düzenlenmiştir. Bu tanım incelendiğinde sosyal etkileşim amacına yönelik metin,görüntü, ses ve konum gibi verileri oluşturmalarına, görüntülemelerine veyapaylaşmalarına imkân sağlayan gerçek ve tüzel kişilerden söz edilmektedir.Ancak sosyal etkileşim kavramı tanımlanmadığından somut olarak hangiplatformların tanım kapsamına girdiğini tespit etmek neredeyse imkansızdır. Bumuğlaklık idareye yükümlülük sahibi kişileri belirlemede geniş bir takdiryetkisi vermekte ve yasada öngörülen yaptırımları uygulama bakımından keyfidavranma ihtimalini beraberinde getirmektedir. Örneğin, okuyucu yorumlarınaimkân veren blogların tanım kapsamına girip girmediği anlaşılmamaktadır. Aynışekilde internet haber Paribahis Paribahis veya internet gazeteleri, internetten yayınyapan radyo ve televizyonlar gibi okuyucuların görüş açıklama ve yorumyapmasına imkân veren sitelerin açıkça istisna tutulmamış olması dolayısıylasosyal ağ sağlayıcı kavramı içine sokulması mümkün gözükmektedir.
Bu haliyle düzenleme hem Anayasal ilkelere hem de uluslararasıinsan hakları standartlarına aykırıdır. Özel şirketlere temel haklara müdahaleyetkisi verilmesi, hatta bunun yasa ile zorunlu hale getirilmesi baştaAnayasanın 5. Maddesinde devlete yüklenen pozitif ödevin ihlali anlamınagelmektedir. Günümüzde sosyal medya olarak da ifade edilen internet siteleridünyadaki tüm kullanıcıların bir arada iletişime geçebildiği ve haberleşme sağladıklarıbir mecra hâline gelmiştir. Alman NetzDG uygulamasında, platformlara kullanıcılarınkimliğini açıklama yükümlülüğü, hukuka aykırı içerik dolayısıyla açılan hukukdavası kapsamında getirilmiştir ve bu bilginin açıklanmasına ancak mahkemekarar verebilir. İlk olarak, Anayasa Mahkemesi, erişime engellemenin cezai ya daidari bir yaptırım değil, geçici tedbir niteliği taşıdığını belirtmiştir. AncakMahkemenin bu tespitinin yukarıda belirtilen belirsizliği ortadan kaldırdığınısöylemek mümkün değildir. Zira bu tespiti hayata geçirecek mekanizmalar yasadabulunmamaktadır. Erişim engellemenin geçici tedbir niteliğinde olabilmesi içinbu karardan sonra mutlaka bir hukuk davası ya da ceza soruşturmasının açılmasıve içeriğe ilişkin esastan bir karar verilmesi gerekir. Oysa mevcut düzenlemeve uygulamada böyle bir zorunluluk bulunmamaktadır. Verilen erişime engellemekararları kesin hüküm olarak değerlendirilmekte ve ilelebet yürürlüktekalmaktadır.
- İhtilaflıkural, yukarıda yapılan açıklamaların ışığında, Anayasa’nın mülkiyet hakkınınancak kanunla sınırlanabileceğini öngören 35.
- Maddesinde güvence altına alınanbasın özgürlüğü ve yer ve erişim sağlayıcılar açısından Anayasanın 48.
Bilişim sistemleri ya da banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması, dolandırıcılık suçunun işlenmesi açısından faile önemli bir kolaylık sağlamaktadır. Bu nedenle bu husus dolandırıcılık suçunun nitelikli hali olarak düzenlenmiştir. İnternet dolandırıcılığı suçu, hileli hareketlerle mağdurun veya onun adına hareket eden kimselerin kandırılarak, mağdurun zararına yarar elde etmektir. Bilişim sistemi yoluyla dolandırıcılıkta, sistemin kandırılmasından söz edilemeyeceğinden, bu sistem aracılığıyla, bu sistemi kullanan karşıdaki insanların kandırılması söz konusudur. Bu nedenle sistemin bir kısım açıkları bulunarak, sisteme bazı şeyler varmış gibi girilmek suretiyle yarar sağlama, hileli hareketin insana karşı yapılmaması nedeniyle dolandırıcılık suçunu değil, hırsızlık suçunu oluşturabilecektir. Belirtilengerekçelerle dava konusu kuralların Anayasa’nın 2., 9., 36. Maddelerineaykırı olduğu sonucuna ulaştığımdan çoğunluk kararına katılmıyorum. Açıklanan nedenle konusu kalmayan maddeye ilişkiniptal talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekir. Kararda, anılanmaddenin şeklî anlamda bir kanun ve erişilebilir nitelikte olduğu hususundatereddüt bulunmadığı belirtilmekle birlikte söz konusu maddenin hukuki güvenlikve belirlilik ölçütlerini taşıyıp taşımadığı üzerinde durulmuştur (KeskinKalem Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. ve diğerleri, §§ 91, 92). Öte yandan mahkemeyeerişim hakkına getirilen sınırlamanın Anayasa’nın 13. Maddesi gereğinceAnayasa’nın sözüne de uygun olması gerekir. (2) Yukarıdaki fıkrada belirtilen yükümlülüğü yerinegetirmeyen içerik, yer veya erişim sağlayıcısına Başkan tarafından iki bin Türklirasından elli bin Türk lirasına kadar idarî para cezası verilir.
İçeriğin çıkarılması kararıverilmesi şeklindeki idari tedbirin bir suç şüphesine bağlı olarak uygulandığıaçıktır. Maddesi suç şüphesi altında bulunan kişiyle ilgiliolarak çeşitli tedbirler alınmasını mutlak olarak yasaklamamaktadır. Suçşüphesi altında bulunan kişiye ilişkin olarak çeşitli adli ve idari tedbirlerinalınmasına anayasal bir engel bulunmamaktadır. Ancak öngörülen tedbirin cezayargılaması süreciyle bağlantılı olarak yürütülen geçici bir tedbir niteliğindeolması gerekir. Ceza yargılaması sürecinden tamamen kopuk olarak uygulanan venihai nitelik taşıyan tedbirler, kişinin ceza mahkemesi kararından önce suçlumuamelesi görmesi sonucunu doğurduğundan masumiyet karinesini zedeler. Gelişen, büyüyen, çeşitlenen ve çoğalan toplumsalgereksinimleri yerinde, zamanında ve etkin bir biçimde karşılayabilmek içinidareye değişik alanlarda yaptırım uygulama yetkileri tanınmasınınsonuçlarından biri olan idari para cezaları, kabahat sayılan eyleminişlenmesini önlemeye yönelik hem caydırıcılık fonksiyonu görmekte hem dekamusal zararın giderilmesini sağlamaktadır. Bu çerçevede yer sağlayıcılarayükümlülüklerini yerine getirmedikleri takdirde yüz bin Türk lirasından birmilyon Türk lirasına kadar idari para cezası uygulanmasına imkân tanınmaması suretiyleöngörülen caydırıcılığın, yükümlülüklerin yerine getirilmesini sağlama amacınaulaşma bakımından elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez. Anılan Kanun’un çeşitli hükümlerinde içeriksağlayıcıları, yer sağlayıcıları, erişim sağlayıcıları ve Türkiye’de günlükerişimi bir milyondan fazla olan sosyal ağ sağlayıcıları ile toplu kullanımsağlayıcıları ve internet servis sağlayıcıları yönünden çeşitli idari paracezaları öngörülmüştür. Yukarıda üçüncü fıkraya ilişkin açıklamalarda getirilenşikayetleri inceleme yükümlülüğünün anayasaya ve uluslararası insan haklarıhukukuna aykırı olduğu ayrıntılı olarak açıklanmıştır. Söz konusu Anayasayaaykırılık, yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde uygulanacak yaptırımaçısından da geçerlidir.